in ,

Arap Kadın Şiiri Antolojisi Hakkında Söyleşi – Zeynep Yıldırım

Kaos Çocuk Parkı Yayınlarından çıkan Metin Fındıkçı “Çağdaş Arap Kadın Şiiri Antolojisi” kitabının önsözünde “..yönetim düzenine, kaderlerine boyun eğmediklerini ve yazdıkları şiirlerle bunlara karşı durduklarını okuyup göreceksiniz. Yani kısacası bulundukları düzene (erkek egemenliğine) ve yönetim şekline karşı şiiri silah olarak kullandıklarına tanık olacaksınız.” cümleleri ile tanımlıyor “Arap Kadın Şiiri’ni”.Kendisi ile dil, coğrafya, kadın ve şiir meselesine dair söyleştik.

Zeynep Yıldırım-Kitabın önsözünde oluşturduğunuz seçki sürecine dair detaylı notlarınız vardı. Bu çalışmanız ne kadar zamanınızı aldı ve çeviri sırasında “dil” olanakları açısından Arapça ile Türkçe’nin ortak imgesel duyarlılıklarını keşfettiniz mi? Çalışmanın dil açısından zorlayıcı faktörü ne idi?

Metin Fındıkçı-Birkaç söyleşide söylemiştim, bir daha belirteyim: Şiir çevirisi zor bir iştir. Dört dörtlük çevrilmez. Şiir hünerinizi, şiir bilginizi ortaya koyarak şiiri çevirirsiniz. Her şeyden önce iki dili iyi bilmeniz gerek; şiirde geçen imgeleri, şiirin içeriğini iyi anlamanız gerek. Cevat Hoca (Çapan) şiir çevirmek sürekli günah işleyeme benzer demişti. Bu kitabın oluşma süreci için kesin bir şey söylemek zor ama uzun yıllar çevirdiğim bu kadın şairlerin şiirleri parça parça “Şiir Atlası”nda yayımlandı. Çevirip bir kenara koyduğum şiirleri toparlayarak bir antoloji haline getirdim. Dediğim gibi şiiri çevirmek başlı başına zor bir iştir; bu sadece Arapça-Türkçe için değil her dil için geçerlidir. Aslında Türkçe ile Arapça bir birine yakın diller, iç içe yaşayan diller, ortak imgeleri keşfetmemek neredeyse imkansızdır.

Z.Y-Türk okuru Arap kadın yazarlara Füruğ ve Nawal El Saadawi gibi isimlerden aşinalığı vardı. Bu çeviri derlemesinde ise daha geniş bir perspektif ve coğrafya açısından da farklı duyarlılıkları gözleyebileceğimiz bir seçki var masamızda.

Ortadoğu’nun politik ve sosyal konuları da göz önüne alınırsa Arap kadın şairlerinin sizce batılı kadın şairlerden ayıran özellikleri nelerdir? Şiire kattıkları fark nereden kaynaklanır?

M.F-Bilirsiniz. Füruğ İranlı bir yazar, sinemacı ve şair, dolayısıyla Farsçaya ait bir şairdir. Neval el Sedavi ise mısırlı bir gazeteci ve aynı zamanda feminist bir yazar. Sanırım Sıfır Noktasındaki Kadın kitabı İngilizceden dilimize çevrildi. İdam kararı verilmiş bir fahişeyle yapılmış bir konuşmadan, kitap oluşturulmuş, iç burkan bir hikaye.

Bu antolojinin büyük bir amacı İslam toplumlarda neredeyse söz hakkı olmayan, ezilen çalıştırılmayan ve ikinci sınıf muamelesi gören kadınların bütününe geniş bir açıdan; hemcinsleri tarafından yazılmış asi, isyankar, toplumdaki kadın ezilmişliğini dile getire; şiirini yazan kadın şairlerden oluşmakta. Aşkı anlatan aynı zamanda aşkı yaşadığı erkekle, erkeği lanetleyen şiirlerden oluşmakta.

İslam toplumlardaki kadının durumu, sadece politik ve sosyal yapıdan oluşmuyor. Ataerkil toplumlarda, Kuran’da bile bazı ayet ve surelerde kadını o denli küçümsüyor ki, bu tür ataerkil toplumlarda da iktidar erkeklerin işine geldiği için, kadın bu durumda. Yani biraz dinsel, biraz erkek egemenliği vs.

Batılı kadınlar daha özgür bir iradeyle doğup büyüyor, yaşıyor. Arap kadınları sorunuzda “şiire kattıkları” fark diye sorulsa da; “şiirle kattıkları farkı” söylersek. Her şeyden önce kendi ezilmişliklerini dile getirerek yaşadıkları kaderleri olmadığını ve biraz daha özgürlük istediklerini şiir yoluyla dile getiriyorlar.

Z.Y-Arap ve Ortadoğulu pek çok sanatçı ülkesinden uzakta sürgün, göç gibi yaşamsal koşullarla mücadele içindeler.

Sizce bu sosyal unsur, Arap Kadın şiirinde nasıl karşılığını buluyor? Göç ya da sürgünler kendi öz kültürlerinden uzaklaştırmış mı, aksine daha tutkulu kılmış?

M.F-Özgür ve çağdaş Demokrasiyle yönetilen bir toplumun şairi, yazarı, sinemacısı ülkesini bırakıp başka ülkelerde yaşamaz. Şairin, yazarın ve sanatçının en büyük derdi, önce kendi toplumunun sorunlarını dile getirmektir, sonra dünya sorunlarını. Hiçbir Arap aydını, entelektüeli istediği gibi yaşama alanı, kendi düşüncesini dile getirme özgülüğünü bulamıyor. Geriye baktığımızda, dünyaya adını duyuran Arap şair, yazar ve entelektüeli hep Avrupa’ya, Amerika’ya uzun yıllar önce şu veya bu nedenle göç ederek orada, söyleyeceklerini söyleyerek nefes alabilmişler.

Tabi ki bu durum kadın şairler için iki kat daha zordur. Yaşam alanındaki baskıcı işkenceler, yasaklar ve keyfi iktidar isteği doğrultusunda çektirilen acılar; her zaman şairi, yazarı ve sanatçıyı kamçılamıştır. Bu tür iktidarlara karşı verdiği mücadele daha bir çetin olmuştur.

Z.Y-Doğu’nun görsel sanatçılarından olan Shirin Neshat Ted Talks konuşmasında, ülkesinin kadınlarının, sürülmüş sanatçılara bel bağladığını söylüyor ve ekliyor “ama kültür ve sanat, batı dünyasında bir eğlence aracı olma riski ile karşı karşıya.” Sanatçının bu serzeniş ve saptamasından yola çıkarsak, sanatın bir tüketim aracına dönüştülmeye çalışıldığı böyle bir çağda “şiirin” ve “kadın”ın misyonu nedir sizce?

M.F-Shirin bu söyleminde bile ataerkil bir yan taşıyor, her şeyden önce kadına insan, birey gözüyle değil de “kadın” baktığını görüyoruz. Kadının kendisi mücadelenin içinde varsa, olmak istiyorsa neden sürülmüş sanatçılara bel bağlasın ki. He ülkenin, her coğrafyanın kendine göre bir modernizmi vardır. Bir muhalif alanı da vardır. Yukarıda da değindiğim gibi, her şair ülkesindeki toplumsal zorluklara, baskılara ve yasaklara, şiiriyle dile getirmek zorundadır. Zaten, baskıcı ve yasakçı bir iktidarın şemsiyesi altında yaşıyorsan veya sürgünsen, bu baskı ve yasakları dile getirmeyip de, güllük gülistanlık şiirler yazarsan, kafanı kuma gömersen; en azından benim için şair değildir ve bu antolojide yer bulamaz.

Z.Y-Mesele kadın olduğunda erkek egemen toplumların yazılan tarihlerinde de kadınların isimlerini daha az görürüz. Keza sanat tarihi için de durum böyledir. Sizce şiirin coğrafi açıdan zuhur edişinde “kadın şairin” şiiri en yoğun hangi ülke ya da bölgede görülür?

Bu değerli çalışmanın okurları ile buluşması için verdiğiniz emeğe ve söyleşi için de çok teşekkür ediyorum.

M.F-Yazılan tarihte adı geçen kadın şairler veya günümüze adı kalan kadın şairleri gördüğümde, bu kadın şair hem ülkesindeki iktidara hem erkek egemen toplumda büyük mücadeleler vererek kaldığını veya adını tarihe hakkıyla yazdığını anlıyorum.

Kadın şair başta Lübnan, Suriye ve Fas gibi ülkelerde daha yoğundur, diyebilirim.

Sevgili Zeynep, bu söyleşi için de ben teşekkür ediyorum


Zeynep Yıldırım

1967 Ankara doğumlu.

Mimar Sinan Ünv. Resim Ana Sanat dalı mezunu.

Eğitimci.

2013/Barış Bebekleri Projesi

2015/2017/ Kalemderhane Edebiyat Fanzini,

2015/2017 Paylaşım dergi sanat üzerine yazılar,

2015’ten beri kolaj/etkinlikleri ile Fanzin Apartmanı ile birlikte çalışmalar,

ve halen Kaos Çocuk Parkı için yazınsal çalışmalar ile sanatsal anlamda üretimlerine İstanbul’da devam ediyor.

İki Roman Arasında – A.Galip

Miskin Kerhanesi, şiir kitabı yazarı Chaotica ile söyleşi – Zeynep Yıldırım