in ,

Hatice Tarkan Doğanay ile Söyleşi- Mustafa Akgün

  • Hatice Tarkan Doğanay kimdir?

Ah! Bunu bilmeyi ben de çok isterdim ama insanın kendini bilmesi, tanımlaması ve kendinin de inanacağı şekilde ortaya koyması neredeyse imkânsız geliyor bana. Kendime dair bildiğim pek çok şey var belki ama o pek çok şeylerin zaman içinde değiştiğine şahit oldukça ben de kendimi şaşırarak seyrediyorum. Sessiz bir tiyatro seyircisi gibi sahnedeki değişimi anlamaya çalışıyorum. Böyle bir durumla karşılaşınca ne yapıyorsunuz diye soracak olursanız kendimle konuşuyorum “Hatice böyle olmazdı ne oldu” diye sorular soruyorum. Çoğu zaman tatmin edecek bir cevabım olmuyor. O şaşkınlığın şokuyla adeta zamanda bir kırılma yaşıyorum ve susup kendimi anlamaya çalışıyorum. Başkalarının değişimine şaşırdığımdan daha çok şaşırıyorum. Oysaki en çok kendimize yakınız değil mi? En çok da kendimize uzağız. Bu yüzden kendimi sizlerden daha çok tanıyor değilim.

Kendimle ilgili bildiğim bir şey varsa o da, Samsun’da dünyaya geldiğim, çocukluğumdan beri ellerimde biriken hayalleri kâğıda dökme isteğimin peşinden sürüklendiğim ve dünyayı, insanları pozitif bir bakış açısıyla gözlemlemeye çaba sarf ederken kitapla, şiirle, romanla, öyküyle olan samimiyetime tutunup hayata üç kız evladı sunmaya çalışan bir anne olduğum.

  • Şair olduğunuzu nasıl ve ne zaman fark ettiniz?

Şiirle haşır neşir olmam beni şair yapar mı bundan emin değilim. Bu soru çok tehlikeli geldi şimdi. Sanırım kendimi şair diye tanımlamaktan imtina ettiğimi sizlerden gizleyemeyeceğim. Kızım bana küçüklüğünden beri şiirci diyor. Size de sevimli gelmedi mi?

“Şiircii, sepetimde mısra mısra şiirlerim var şiircii…”

Bence bu beni daha iyi tanımlıyor.

  • Yazdığınız ilk şiirin ilk dizesini bizimle paylaşır mısınız?

İlk orta 1’e giderken ard arda iki şiir yazmıştım. Hatta yaşadığım ilçedeki radyoya göndermiştim. Sonra heyecan içinde radyonun başında beklemiştim. Maalesef şiirin ilk dizesi aklımda değil ama şiirin adı “gülümse” idi. Dört kıtalık bir şiir ve her kıta gülümse tekrarlarıyla bitiyordu. Bu benim duruşumu tanımlıyor. Şimdilik!

  • Şiir yazmanız sizin için bir ihtiyaç mı yoksa lüks mü? Neden?

Sizde bilirsiniz ki insan karmakarışık bir varlık. Yaşadığımız bu dünyanın zorlukları, çıkmazları bizi ve içinde sürüklendiğimiz hayatı daha da kaotik hale getiriyor. Kaos her insanı korkutur. Her şeyin rayından çıktığı bir hayatın içinde konumumuzu doğru belirleyemeyiz. Bilinmezliğin içinde anlamsızca yuvarlandığımızı görmek bizi tanımsız herhangi bir şeye çevirir dolayısıyla da artık kendimizi hiç bilemeyiz. Oysaki insan bilmek istiyor. Bu yüzden insanın denge ve dinginlik içinde belirli bir düzen kurma çabası var. Hem kendisine hem sevdiklerine karşı anlaşılır olma ihtiyacı duyuyor. Hani Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar kitabında “Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.” diyor ya çok doğru söylüyor. İşte şiir de tam da bu noktada bir dal uzatıyor insana. Bütün bu hengâmede tutunmamıza daha anlaşılır olmamıza olanak sağlıyor. Öyleyse bu durum yazmayı lüks olmaktan çıkarıyor.

  • Dut Ağacı ilk kitap değil ama ilk şiir kitabınız. Sizi daha önce başarılı olduğunuz öyküden şiire yönelten şey nedir?

Aslında öykü yazarken de şiir yazıyordum yine. Hatta bir ara yoğunlukla hece şiiri yazdım. Sonra serbest şiire ağırlık vermeye başladım. Aslında hâlihazırda basılmayı bekleyen bir öykü dosyam vardı ama son zamanlarda o kadar şiirle yatıp şiirle kalktım ikinci kitabım neden şiir kitabı olmasın dedim. Ve böylelikle Dut Ağacı doğdu.

  • Şiir dili denen şeye inanır mısınız? Şiir diliniz var mı?

Şair soyut dünyasını gündelik bir dille somutlaştırmaya çalışsa ne kadar başarılı olabilir? Sıradan bir dil okuyucuda hiçbir etki yaratmayacaktır. O yüzden şair, imge kurarak, mecaz, teşbih ya da istiare gibi söz sanatlarını kullanarak şiirini yaratır.

Şair sözcüklere yeni anlamlar yükleyerek hayal gücünü en iyi biçimde ifade etmenin yollarını ararken kendine ait bir şiirin dilini oluşturmuştur bile. Elbette benim şiirlerimin de kendine has bir dili var.

  • Şiirlerinizi tek kalemde mi yoksa uzun zaman aralıklarıyla mı yazıyorsunuz? Neden?

Günümüzde günde beş altı tane şiir çıkaran arkadaşlarımız var. Bunun normal olduğunu düşünürsek ben tembel bir yazarım.

Öncelikle yazmaktan ziyade okumaya özen gösterdiğimi söylemeliyim. Okumadan yazamıyor insan. Aksi takdirde kendimi nasıl dolduracağım? Dolmadan boşalmak imkânsız bana göre. Bu sebeple çokça okuyorum.

Sonra etrafımdaki olup bitenlere karşı, alanıma giren insanlara karşı kayıtsız kalmıyorum. Çok iyi gözlemci olduğumu düşünüyorum. Zaten doğamda empatik dinleme baskın bir şekilde var. Bunlar çok önemli faktörler. Dolduğumu hissettiğim vakit kalemi alıp elimdekileri kâğıda dökmek kaçınılmaz oluyor.

Son yazdığım şiirler uzun soluklu şiirlerdi o yüzden aralıklarla yazdım. Kısa şiirleri tek kalemde yazmak mümkün ama mutlaka revizyondan geçiriyorum. Uzun şiirler için daha fazla zaman tanıyorum kendime.

  • Yazdığın şiirin tamamlandığına nasıl ikna oluyorsun?

Artık yazacağım bir şey kalmadığında.

Yazdığım şiirin konusuna dair zihnimde dönen bir imge yoksa konuyu bir bütünlük içerisinde işleyebilmişsem ve artık elimdeki sözcükler tükenmişse sona geldiğimi anlıyorum. Birkaç revizyondan sonra son noktayı koyuyorum.

  • Dut ağacı bize ne anlatıyor? Tek cümlelik bir önsöz istesek okurlarınız için.

Dut Ağacı, yaşamın içinde iyiliğin, samimiyetin, hüznün, bitmeyen aşkların, merhametin, acımasızlığın, yalnızlığın, arayışın, anneliğin, modern dünya çıkmazlarının kendiliğinden var olan görkemli imgesini arı bir dille yansıtmaya çalıştığım bir kitap.

  • Şiirde başarılı olduğunu düşünmeni sağlayacak bir şey var mı? Bir nihai hedef, bir varış noktası.

Okuyucu kitabın hiç bitmesini istemiyorsa, her okumada ilk defa okuyormuş gibi yeni anlamalar çıkarıyorsa başarılı olmuşumdur. Bana ulaşan ve kitabı bir defadan fazla okuyan bir okurum (var olsun) attığı mesajında “hiç bitsin istemiyorum, okumaya kıyamıyorum” yazmıştı. İşte bahsettiğim bu başarıyı sağladığımı düşündürdü açıkçası.

Nihai bir hedefim yok esasen ama insanların ezberlemeye çalıştığı, okudukça okumak isteyeceği şiirleri yazacağım noktaya gelmekten mutluluk duyarım.

  • Son olarak okurlarına ne söylemek istersiniz?

Lirik şiir seven herkese gönül rahatlığıyla Dut Ağacı”’nı okumalarını öneririm. Bu dünyada benim önceliğim samimiyettir. Bu samimiyeti hisseden okurlarla bağ kurmaya ihtiyacım var. Sizlerin aracılığıyla bütün okurlarıma kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum.

Ayfer Karakaş’la söyleşi – Hicran Aslan

Yunus Emre Suci ile Yeni Çıkan Kitabı Hakkında Söyleşi – Ayfer Karakaş