in ,

Kaos Çocuk Parkı Yayınları ve Ömür Özçetin: “NED LUDD’dan Hoşlanmanın Birkaç Nedeni”

 

Ömür Özçetin ile İzmir Alsancak’ta, Hülya Atılgan’ın sahibi olduğu Kozalak isimli kafenin önünde karşılaştık. Cebinden her an bir balyoz, bir çekiç, bir sapan, irice bir çakıl taşı, bir kutu sprey boya ya da Molotof kokteyli çıkaracakmış gibi baktı yüzüme. Kaos Çocuk Parkı Yayınları’nın “Dip Serisi”nden yeni yayımlanan dördüncü şiir kitabı Ned Ludd’dan Hoşlanmanın Birkaç Nedeni’ni okumayı yeni bitirmiştim, belki o yüzden öyle zannettim. İlk üç kitabında, her seferinde, bir yandan şiir kuramını ortaya dökme uğraşısını, diğer yandan da kurduğu özgün dili ve üslubuyla okuru kendi evreninin sınırlarına çekivermekteki ustalığını gözlemlemiştim. Yeni kitabını okumayı bitirir bitirmez zihnime sorular üşüşmüştü, hazır karşılaşmışken aklımdakileri sormadan edemedim. O da nezaket gösterip yanıtladı sorularımı.

Erkan Karakiraz: İlk şiir kitabın “Güzelavratotu”ndan bu yana, şiirle hayat arasındaki güçlü ilişkiyi ıskalamayan bir şiire çalışıyorsun. Örneğin, daha önce “Aylaklığa Övgü” şiirinde (Denedik Düşü, 2013, s. 21), “bankaları kapatıp bankları çoğaltalım” demiştin. Şimdiyse, dördüncü kitabın “Ned Ludd’dan Hoşlanmanın Birkaç Nedeni”nde, kitabın en başına manifesto niyetine bir önsöz de ekleyerek, yeni şiirlerin bulunduğu ilk bölümde, okuru doğrudan eylemliliğe çağırıyorsun. Kaos Çocuk Parkı Yayınları’nın yayın politikasıyla da örtüşüyor bu çağrı. Seni bu noktaya ne getirdi ve bunun ne kadarı şiirsel-kurgu?

Ömür Özçetin: Evet, şiirle hayat arasındaki ilişkiyi önemsiyorum. “Aylaklığa Övgü”ye gelince; “bankaları kapatıp bankları çoğaltalım” dedim. Tembellik yapalım, sevdiklerimize daha çok zaman ayıralım, evet, ama hatırlıyorsan şiir nasıl devam ediyor, “uzatalım ayaklarımızı pencereden dışarı/ zaten doğru dürüst akmayan para akışını/ durduralım önce…” öncesi var. Önce yapılacak ciddi bir iş var. Sevgili Erkan, ‘üretmek ve tüketmek’ tapınmamız, ‘üretmek ve tüketmek’ tanrımız ne zaman oldu bizim ve bize sürekli neyi buyuruyor? Günde on iki saat çalışıp (tabii onu da bulabilirsen şimdi) üç saat yollarda geçirip eve gitmek. İş ilanlarına bak, ‘esnek çalışma saatleri’ ne demek?! “Geçmişte, ‘kapitalist sistem’ sözünün taşıdığı lanetten kurtulmak için ‘serbest girişim’ sistemi veya ‘özel girişim’ sistemi gibi pek çok dolaylama geliştirilmişti. Günümüzde esneklik de, kapitalizmin üzerindeki laneti silmenin başka bir yolu olarak kullanılıyor.” der, Richard Sennett. Yoksulun zeki çocuğunu bant başında aptallaştırırken, zenginin aptal çocuğunu profesör yapıyoruz. Niye? Niye kesiyor robotlar sözlerimi şimdi.  Teknolojik gelişime mi? “Budalaca bir oyuncakla satın alamazsınız bizi/ Mekanik bir bülbülle,/ İnsan sevecenliğidir hayatta önemli olan/ Acı mı yoksa sevinç mi duyduğunuzdur.” bu da Andrey Voznesenski’den. Teknolojik gelişme boş vakitleri ve özgürlük alanlarını artırmadı Erkan, işsizliği katladı, katlıyor. İlerlemeye mi? Öyleyse bu ‘ilerleme’ neden saçma birikimlerini birilerinin maskeliyor? Neden bunu görmezden geliyoruz? Bak bana, endüstriyel bir parça mıyım ben, sözcüklerim cıva ve arsenik kokuyor. Yağ, kir, pas, ter içinde tehlikeli bir atık gibi işi bitince nehre döküyorlar insanları. Ned Ludd’dan hoşlanmazsak yarın bize bunlar teneke kutularda havayı da satarlar.

Kanaatler Çağı’nın tüm şiddetiyle yaşandığı bu topraklarda, baskı, tehdit ve hakikatin çarpıtılması ile muhalif seslerin bastırıldığı, örselendiği bir distopyayı yaşıyor gibiyiz. Kitapta özel bir imaj olarak sivrilen efsanevi Ned Ludd’u (Edward Ludlam) şiirinde ve kendi düşün dünyana katkısı bağlamında önemli kılan nedir?

Ö. Özçetin: Erkan, senin Kanaatler Çağı derken neyi göstermek istediğini bilmiyorum, sanıyorum. Ama Ulus Baker’in kanaat, duygu ve imaj, bu üç düşüncenin bileşenini Spinozist yaklaşımıyla ele alışı aklıma geliyor. Öyleyse modernlikten beri ‘kanaat’in yaygınlık kazandığı toplumlarda ‘düşünce’nin nasıl boyunduruk altına alındığını bilmekle kalmıyor, yaşıyoruz. Yaşıyoruz ama düşündüklerimize, hissettiklerimize inanmadan yaşıyoruz. Kanaatlerin bir dökümünü yapabilmiş olsak ve bunları çeşitli toplumsal gruplara nasıl dağıldıklarını belirleyebilseydik bu çok ilginç olurdu. İlginç olurdu, çünkü basmakalıp sözler ve kanaatler her yerdeler. Evet, dediğin doğru, fakat ‘gibi’ fazla; baskı, tehdit, hakikatlerin çarpıtılması ve muhalif seslerin bastırıldığı bir ülkede, dünyada yaşıyoruz. Örneğin son yirmi yılda ülkede yaşananları aklımız alıyor mu? Aklımız almayınca ne oluyor; hüzünleniyor, kederleniyoruz. Bak, yukarıda Spinoza’nın adını andık; “ beni kederlendiren birini görürsem, eyleme gücümün bastırıldığını, engellendiğini, ya da susturulduğunu söylerim” diyor. Spinoza Üzerine On Bir Ders adlı kitabında Deleuze, “Keder insanı zeki kılmaz. Kederlenince hapı yutmuşsunuz demektir. İşte bu yüzdendir ki iktidarların yönetilenlerin üzüntülerine ihtiyaçları vardır. Endişe hiçbir zaman zekânın ya da dolu bir hayatın kültürel oyunu haline gelememiştir.” diye yorumluyor. Sevgili Erkan, senin sıkı bir şiir okuyucusu olduğunu biliyorum. Kendimi de sıkı bir şiir okuyucusu olarak görürüm. Şunu söylemekten çekinmeyeceğim; bizim günümüz şiirinin çoğu hapı yutmuştur. Şimdi efsane Ned Ludd’un şiirime ve düşün dünyama katkısı ne mi, diye soruyorsun? Bilmiyorum neresine sokayım şiirin, sonbaharda dökülen yaprakların sürüklediği hüznü!

Yıllardır çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışan birinin deneyimleri, gözlemleri, hissiyatı da duyuluyor kitabın ilk bölümünde. Kendi deneyimini, damıtılmış yüksek bir şiir diline dönüştürmüş cesur bireyin, yaşadığı, düşündüğü, hissettiği gibi yazmış olduğu net bir biçimde görülüyor. Çağının tanıklığına gönüllü yazılarak, hayatın içine taşıp sızarak ve sanık olmayı da göze alarak bir adım ileri götürüyorsun yazma eylemini. Şair ne kadar sorumludur bu tanıklık konusunda?

Ö. Özçetin: Yaşadığın çağa tanıklık etmek; yaşadıklarını, gördüklerini, halkın çektiği eziyeti, baskıyı  şiirine konu etmek, bir aydın sorumluluğu olarak da görülür, doğrudur ve bu hiç de kolay bir iş değildir. Bu yüzden ben ne bir aydınım ne de yaşadığı çağa tanıklık eden bir şair. Herhangi bir olayı, durumu gören biri değil; suçlu olduğu sanılan, bu yüzden kovuşturulacak olan kimse, yaşadığım çağın, zamanın sanığıyım.  Bir sanıklık şiiri benimkisi: Bir işaret! İşaret edilmesine yaradığım şeyin bir parçası. Korkusunu arayan çığlık. Sesini arayan acı. Kokusunu arayan çiçek. Yani şiirimi işaretin tam bir tablosu içinde açık ediyorum.   

Bir önceki kitabında “Pikaresk Dürbünü”nden bakmıştın hayata ve insanlık hallerine. Yeni kitabında ise “Dekadans Dürbünü”nden bakıyorsun aynı isimdeki şiirde: “Güneş gibi parlıyor,/ parlarken içimdeki her şey/ her türlü zorlamaya ve sömürüye karşı içimdeki her şey şiddetle/ bir öpücük vermek için dudakları/ karşılaştırıyor” diyorsun mesela. “Sprey” şiirin de “Şiddete bir öpücük ver!” diye bitiyor. Devrim, ancak şiddet içeren eylemle mi gerçekleşebilecek sence? Kaos Çocuk Parkı Yayınları’nın kitabı “Dip Serisi”ne dahil etmesinin nedeni de bu olmalı.

Ö. Özçetin: Geçenlerde spreyi aldı, ‘Ned Ludd’dan Hoşlanmanın’ yazdı, tamamlayamadı ‘Birkaç Nedeni’ kaldı, bitti boya. Güzelim duvar öpücüğe uğradı! Daha geçenlerde fırıncıya girdi, bir tane ekmek aldı, parası yoktu cebinde ödemeden çıktı; inanır mısın fırıncının kırılan bir kalbi yoktu ama camı vardı! Bir gün annesi bir çocuğun kulağını hafifçe çekti, yarım saat ağladı kerata, yine bir gün babası yanlışlıkla oyuncağını kırdı, üç gün sürdü ağlama! Bir işsizin kendini yaktığı gün ‘edebiyat güzelleştirir’ etkinliği vardı, işsizin kendini yakması ‘vah, vah, tüh, tüh’ olurken, kendini yakacağına kamu malını yaksın demek, şiddet sayıldı! Kolektif ya da birey olarak bir öznenin kendi potansiyelini de kullanarak karşısındaki gücün direkt odağına, yapı ya da işleyişine yönelerek, o gücü felç ederek hasar vermesi etkili bir eylem tarzıdır. Bunu demokrasi ya da halkın egemenliği adına veya insanlık onuru ve hayatta kalmak için yapabiliriz. Luddizm, işçi sınıfının tarihinde çok uzaklarda kalmış bir hareket olarak görülebilir ama kapitalist sistemin dört-beş yüzyıllık serpilmesi, bir aklı ve tam anlamıyla maddeci bir uygarlık olduğunu görerek, bu iki yüz yıl önce destansı biçimde ortaya çıkan harekete ve hayal gücüne bugün yeniden başvurabilir, Ned Ludd çekicini savurmaya devam edebiliriz. “Bırak balta/ Köküne vursun ve zehirli ağaç düşsün.” Luddist hareketi sadece kırıp dökme olarak anlarsak, eksik anlamış oluruz. Sanayi devrimi öncesi ve sanayi devriminin ilk dönemine damgasını vuran bu hareket, ücret seviyesini koruma, vergileri düşürme vb. hedefleri ortaya koyarak mücadele ediyordu. Linebaugh’ın kâr için makineleşme, küresel çitleme, ortaklaşalık uygulamalarına değinerek evrensel bir bakış getirdiği ve şair Percy Bysshe Shelly’nin “Queen Mab” adlı şiiri ekseninde dönen “Makine Kırıcılık – Ned Ludd ve Queen Mab’’ başlıklı kitabında; Luddist hareketi, makineleşme ile ekili tarlaların nasıl çitleştirildiğini, toprağın nasıl metalaştırıldığını ve ortak olan’ı çitleyerek yaşamın önünün nasıl kesildiğini gören bir hareket olarak ifade eder. Çitlemenin dünya savaşı ve savaşlar döneminde gerçekleştiğini ve hatta ailenin çitleme sisteminin bir parçası haline getirildiğinden, doğurganlığın arttırılmasından ve böylece imparatorluk için savaşta ölecek askerler yetiştirmeyi amaçlamasından söz eder. J. J. Rousseau, ‘’Eşitsizliğin Kökeni’’nde, “Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip ‘Bu, bana aittir!’ diyebilen, buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan”ı hatırla! “bu sahtekâra kulak vermekten sakınınız! Meyveler herkese ait”tir diye haykıracak adamı da! Şimdi karşımızda “Bu, bu, şu, burası da ve buraları komple bana aittir!” diyen insan ve buna inanan insanlar var. Haykırmazsak daha çok mahvoluruz!  

Kitabın ikinci bölümünü okuyup bitirince, ilk bölümü oluşturan son üç yılda yazdığın şiirlerde, muhalif dilin bir üst seviyeye taşınıp, okuru da etkin kılmaya giriştiği çok daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Önceki üç kitabından yapılmış bu seçki, yirmi yıllık bir yazma serüvenini özetlerken, büyük ölçüde kitabın bütünündeki izleğe de ters düşmüyor. Nelere dikkat ettin bu bölümü oluştururken?

Ö. Özçetin: Biraz alelacele olduğunu itiraf  etmeliyim önce. Fakat dediğin gibi izleğe ters düşmemesine dikkat ettim. Sonra dikkat ederken fark ettim ki, çoğu şiirlerin zaten anlamca ortaya koyduğu ana yönelimden uzaklaşmıyor. İyi ki, dedim, kendi kendime çoğu şiirler, hepsi değil! Hayatta aşk var, sevgi var, bunların olmadığı bir hayat katlanılmaz!

*

Ömür Özçetin, “Ned Ludd’dan Hoşlanmanın Birkaç Nedeni”, Kaos Çocuk Parkı Yayınları, Dip Serisi, 1. Baskı: Ekim 2018, şiir, 52 sayfa.

 

Söyleşi: Erkan Karakiraz

 

Ali Dayıya Mektuplar – Binali Duman

Hekim Bayındır: “Bisturi; İki Dilli Bir Duygusal Yolculuktur.”