in ,

Sağanak günlükleri 1 – Aykut Akgül

Kolları gökyüzüne düşmüş gibi sallanıyordu iki yanındaki boşluktan, dudaklarının arasından hışımla çıkan bir melodi çınlıyordu çenesinde, adım attıkça uzaklıklar ürkerek kaçıyordu sanki onun yakınlığından, oltanın ucuna takılmış tuzak bir solucan kadar hayattaydı, yeni inanışlar besliyordu umutları, kaybedişin diş etleri grileşmiş sabaha karşı kusmalarını siliyordu ağzından, onun insanlar arasındaki farkı, dibi zindan karasına bulaşmış bir kazanın berrak nehrin ortasına bırakılmasıydı, anlamın kelimeleri sevmediği, sessizliğin vicdanı tanımadığı, yürümenin de hiçbir yere varmadığı bir şeydi her yanı, ilk ne zaman ağladığını düşündü kanadı bir yıldıza çarpmış kuş gibi tökezlediğinde, kim vardı onun ilk acısının yanında çığlıklarına şahit ve sağır, şakaklarını bir silahın namlusuyla okşar gibi parmaklarıyla dizginlemeye çalıştığında, neydi o uzaktaki evhamlı çaresi?

Kendisine bakan insanların ilk ne zaman kendisine bakmaya başladıklarını sorguladı, denizin ortasında çırpınan hiçbir balığın boğulduğuna itimat etmeyen balıkçılara benzetti herkesi, ölümün tanrı tarafından atılan en zor düğüm olduğunu biliyordu, gördüğü ölülerin morarmış parmak uçları ve dudaklarından, sabrın azametine, zamanın hezimetine ve ruhun kasvetine emekliyordu adım adım, konuşmaların seslerden kurtulup görüntülere sığındığı anlara bulaşıyordu yine, içtiğinin su, yediğinin ekmek, dokunduğunun dünya olduğuna inandırmaya dövüyordu kendini, yürürken gördüğü açık bir pencerenin kenarına itilmiş kül tablasına basıyordu kalbini, ateşin yaktığına, yağmurun ıslattığına ve havanın yaşattığına köleleştirmeye çalışıyordu her şeyini, en çok kan kaybettiği yerde sımsıcak uykuya dalmak için koşuyordu capcanlı, onun elleri dağıtılan bir siste gözüydü, onun saçları en sert rüzgârların serseri mahsulüydü, bir bakıma gülümsüyordu, bunun “mutluyum” demenin ta kendisi olduğuna inandırmak için bıçaklar gibi kendini, güneş doğmuştu o esnada ve kolları gökyüzüne düşmüş gibi sallanıyordu iki yanındaki boşluktan, kuşların cıvıltısı örtüyordu üstünü ilk kez.

Gecenin köşesine çekilmiş bir ruh, ruh dediysem eski bir şarjör, üstü tozlu nostaljik bir şarkı, unuttuğu yargılar, ürperdiği başlangıçlar, sustuğu ve koştuğu uykusuzluklarla, gıcır gıcır bir usturaymış o, karanlığa parlaklığını fırlatıp da saklayan. Ceketinin yakasında savaşlar, iç cebinde yanlışlar, suratının tam orta yerinde ise, dev bir mızrak izi gibi duran çatık kaşları, onu aniden görse ölüm kopar hayattan, sadece dalgın insanların failinde yaşayan, düşük dozda bir karabasan. Saçlarım dökülüyor ve bazı sevgililer dışarda yemek yiyor.

Farklı dünyaların dünyalarıyız. Benim seni sevdiğim yerden yürümeyi öğreniyor çocuklar ve senin beni bıraktığın yerden ise sigaraya başlıyorlar. Acımasız ne varsa kokuna bulaşmış ve girmiş koluma, bütün kalabalıklara beni göstere göstere suçlayan yalnızlığım, ahmaklar, alçaklar, zalimler diye düşen gözyaşları. Anlıyorum, diyorsun ve anlıyorsun biliyorum, sadece yoksun. Kapımı çalmana bile gerek yok, sen kapımın önünden geç yeter, ben seni yakalarım, yakalar yapışırım yakana ve yıldızlarını düşürmeden göğüslerinden, öperim seni gözlerinden.

Daha fazlası gelmiyor elimden, her pencereye perde her kapıya eşik olamıyorum. Kaldı ki enkazlara bile kızamıyorum ben, işte bak, buralar hep çarpık kenetleşme deyip geçiyorum. Elbette sonra sonra uzuyor sakalları oturuşlarımın ve uzuyor denizi maviye boyayan işçinin mesaisi sabaha denk. Vitrinler elbiselere küs, yollar pantolon paçalarıma, kırmızı diyorum kırmızı eğer gerçek bir kırmızısıysa, hiçbir şey anlamamışız. Olsundur durumumuz bu seferlik ve dahi elin kapıya gitmedi bilirim, bilirim ki elin kapıya çarptı senin, tıpkı benim dizlerimin çarpması gibi gönülsüz halılara.

Kaç baharla gül koktuğuna inandırabilirsin kör bir jileti?


Aykut Akgül

İzmir’de yaşıyor. 30 yaşında. Operadaki Darbuka ile Manhattan ve Rakı adında iki kitabı var. Edebiyatı şiirle sevmiş, kızmış ve sahiplenmiş biri olarak, şiirlerinin yanı sıra deneme, öykü türü yazılarıyla da Kaos Çocuk Parkı bünyesinde, yani buralarda.

Kaos Çocuk Parkı Editörlerinden Chaotica ile Söyleşi – Zeynep Yıldırım

Meksika Devrimi’nde Anarşist Etkiler – Jason Wehling. Çev. Gün Zileli