in ,

Yunus Emre Suci ile Yeni Çıkan Kitabı Hakkında Söyleşi – Ayfer Karakaş

Klaros yayınlarından çıkan Kimi Öpsem, Yitirir Anneliğini adlı ilk kitabını çıkaran Yunus Emre Suci ile söyleşeceğiz.

  • Okurların için kendini biraz tanıtır mısın? Yunus Emre Suci kimdir, ne yer ne içer, korkuları ve kaygıları nelerdir?

“ikilik kinini içimden atıp
özde ben bir insan olmaya geldim”
bir ozanın yazdığı bu dizelerden öte değilim..

  • Şiirde ilk mısra Tanrı vergisidir, geri kalanı çalışmadır, derler. Sende nasıl oluyor? Nasıl bir yol izliyorsun? İlham mı çalışmak mı? Ne dersin?

Bence bu kişiye göre değişen bir durumdur.. Sadece çalışarak çok güzel şiirler yazan şairler de var, bir içten doğum ile iyi şiirler yazan iyi şairlerde var.. Bende durum değişiyor.. Hiç çalışmadan, zorlanmadan yazdığım şeyler de oluyor ya da ilk mısralar içten doğuyor sonrası çalışmayla devam edebiliyor ama herhangi bir süper kahraman vergisi olmuyor..

  • Kitabını 3 bölüme ayırmışsın. 1. Kimi öpsem, yitirir anneliğini 2. Tütün iklimi 3. Hüzün iklimleri. Bu bölümleri oluştururken ayırdedici olan neydi? Bölümleri neye göre oluşturdun, elbette bütüncül bir yaklaşım olması gerek.


Bir ucu aşka dokunan şiirlere ayrı bir bölümde yer vermek istedim. “kul’um anneme” şiirinin o bölümle ne alakası var? diyenler çıkabilir diye söyleyeyim, olabilecek en büyük aşktır ana..
“tütün iklimi” bölümünü aslında sadece tütün iklimi diyebilmek için oluşturdum. Kitabımın ismini tütün iklimi koymak istiyordum bir arkadaşımın önerisiyle vazgeçtim ama içimde kalmasın diye o bölümü oluşturdum.. O kısımda da tütün kelimesinin kendini yakıp tükettiği şiirlere yer verdim..

“hüzün iklimleri” bölümündeki şiirlerin büyük çoğunluğu toplumcu şiirler.. Benim hüznüm aşktan öte yitirdiğimiz çocuklarımız, kardeşlerimiz, analarımız, babalarımız için.. Ötelenen, ezilen insanlar için..

  • Şiirlerinde hüzün ön plana çıkan unsurlardan birisi. Kitabınızda bölümlerden biri bu adı taşıyor. Hüzünden beslenir misin? Seni yazmaya sürükleyen ana güdü nedir?


Bir çocuğun gözlerindeki küçücük bir tebessümle bile mutlu olabiliyorum ancak bütün çocukları gülümsetemediğim için hüznüm her zaman daha ağır basıyor.. Belki daha (u)mutlu şiirler yazmışlığım da vardır ama genel olarak kanıyorum.. Bir çocuk ölümü, çaresizlikten kaynaklanan bir anne ya da atanamayan genç öğretmenlerin, işsiz bir babanın intiharı… şiddete maruz kalan kadınlarımız, görmezden gelinen sokak hayvanları, inatla içine ettiğimiz doğanın hali… bu kadar acı şey varken dönecek başka bir yön bulamıyorum sanırım..

  • Noktalama işaretlerini şiirlerinde sıklıkla kullanmışsın. Bu işaretlerin akışkanlığı kestiğini düşünüyor musun? Bir de ilginç olarak iki nokta.. Kullanmışsın. Peki bu iki noktaların bir karşılığı var mı sende?

Noktalamaların fazlalığından dolayı haklı şikayetler, eleştiriler aldım.. Kitaba tekrar baktığımda maalesef ki yorucu bir durum var.. Bu konudaki eleştirileri dikkate alıp artık daha sade, şiirin görülebileceği şekilde hareket etmeye çalışıyorum..

İki nokta konusu benim için ayrıcalıklı bir durum.. Kendimce bir yorum.. Benim için çok fazla kıymeti olan birini kaybettikten sonra satırbaşı büyük harf egosunu, özel isim fazlalığını, tek noktanın kesin bitişini, üç noktanın sonralığını da yitirdim.. Yani hiç bitmeyecek ama devamı da olmayacak bir durum iki nokta..

  • Ve her sabah/ bir köşesinde bir durağın/ dağılırken kırık tespihler gibi sokaklara/ işçiler… Şiirinde olduğu gibi toplumsal gerçekçi çizgide şiirlerin var. Sendeki toplumsallık ve gerçekçilik şiirlerine nasıl yansıyor?


Yaşamın birçok alanında emeğin birçok şekline ortak olduğum için insanların yaşama gayretini ya da yaşama savaşını sürdürmeye çalışma biçimlerini net bir şekilde görebiliyorum.. Bir şeyler yazmaya çalışırken de içimden taşan çığlıklar hep bu elleri nasırlı yüreği deniz insanlar için oluyor.. Çünkü onlar benim kardeşim, ağabeyim, babam, annem.. Zamanında bunları dile getiren güzel insanlar büyük şairlerimiz oldu elbet ama onlardan sonra bu çığlığı bu savaşı ben yazmazsam, sen yazmazsan başka bir kardeşim yazmazsa nasıl duyulacak sesleri(miz)..

  • Şiirlerinde belli bir lirizm kokusu var. Neden lirik şiir, biraz anlatır mısın?

Lirik şiir yazıyorum ya da yazayım diye bir iddiayla yazmıyorum aslında.. İçimde var olan duygu yoğunluğuyla bir şeyleri anlatabilme çabasıyla çıkıyor ne çıkıyorsa işte..

  • “genç şair” tartışmalarına nasıl bakıyorsun? Sence “genç şair” diye bir tabir var mıdır, olmalı mıdır?

Şair vardır.. Bunun genci-yaşlısı, kadını-erkeği olmaz..

  • Şiirini tanımlar mısın? Ne söylersin şiirin hakkında?

Şiirin bir tanımlamaya sığamayacağı düşüncesindeyim.. Bu kitabımdaki şiirler hakkında şunu söyleyebilirim; şiirlerimde kavga var.. Halkın, emeğin, emekçinin, azınlık sayılanın, ötekileştirilmeye çalışanın kavgası bu.. Bu sebeple isyan renginde kitaptaki şiirlerin büyük çoğunluğu.. Ki şiirlerde isyan ve kavganın olması taraftarıyım çünkü aşktır isyan ve kavga.. Aşk da isyan ve kavgayı barındırır içinde, aykırılıktır aşk. .

  • Son dönem şiirini elbette takip ediyorsun. Kimleri okuyorsun, kimler seni etkiliyor?

Son dönemde çıkan ilk kitapları isim ayırmaksızın alıp okumaya çalışıyorum maddi durumum el verdikçe.. Dergileri de yine aynı şekilde imkanım el verdikçe takip etmeye çalışıyorum.. Aslında dergileri de son bir yıldır öğrenmeye başladım, öncesinde sadece kitabımı alır okurdum, bu kadar fazla ya da bu kadar etkili edebiyat dergilerinin olduğundan bihaberdim.. Birçok ismi yeni tanıyorum ve bu yeni tanıdığım isimlerin şiirlerini gerçekten severek okuyorum.. Gökhan Arslan, Ziya Boz, Emre Gürkan Kanmaz, Devrim Horlu, İdris Sezgin, Çağın Özbilgi, Çağrı Topsöken, Ayfer Karakaş… bunlar ilk anda aklıma gelen isimler, bu arkadaşlarımın şiirlerini severek ve onlardan bir şeyler öğrenerek okuyorum.. Şans eseri edindiğim bir kitabı sayesinde şiiriyle tanıştığım Neda Olsoy ve Yiğit Kerim Arslan’ı da özellikle ve büyük bir saygıyla takip etmeye çalışıyorum..
Tabii ki üstadım olarak gördüğüm isimler de var.. Nazım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Ahmet Erhan, Ece Ayhan, Yılmaz Odabaşı… Divan şiirinden halk şiirine, garipten toplumcu gerçekçi şiire, ikinci yeniden günümüz şiirine her ismi okuma ve her isimden her türden bir şeyler öğrenebilme gayretindeyim..

Bu güzel söyleşi ve samimiyetin için çok teşekkür ederim Emre. Yolun açık olsun. Kitabının okuru ve anlayanı bol olması dileğiyle.

Söyleşi için ben sana teşekkür ederim sevgili Ayfer.. Hiçbir kaçamak yapmadan tüm samimiyetimle becerebildiğim kadarıyla cevap vermeye çalıştım sorulara..


Hatice Tarkan Doğanay ile Söyleşi- Mustafa Akgün

Şair Olmak – Nevruz Uğur