Diğer Yazılar

  • Bir Avuç Badem – ALi Kıvrak

    Cezaevinin arka kapısından giren ziyaretçiler sıra halinde kimlik kontrolünden ve üst aramasından geçirilerek salona alınıyor, devasa salonu orta yerinden ikiye ayırmış izlenimi veren, onlarcasının yan yana dizilmesiyle oluşturulmuş  upuzun masanın karşı tarafında yerlerini alıyor, az sonra salona alınacak mahkumları görmenin heyecanıyla bekleşiyorlar. Gözler duvarda asılı saatte, yüreklerde ha geldi ha gelecek kaygısı. Ufak bir gülümsemenin […] Yazıyı Oku

  • Değersiz Şeyler – Chaotica

    Suratıma eğildiler. Hepsinin yayvan suratlarında tarlaya düşmüş göktaşının açtığı delikler gibi duran, gülümseyen flu ağızlar… “Yarabbim” diyor görenler “Bu nasıl güzellik, nasıl yaptınız bunu?” Annemin ya da babamın kucağındayım, birkaç günlük gözlerle emin olmak zor. Kundaklıyım, elimi ayağımı kıpırdatamadığım için boynumdan aşağısı felç duruma getirilmiş. Sadece soluk benizli sarı yüzüm tahta kaşık sırtı gibi görünüyor. […] Yazıyı Oku

  • Duvar duyuyor, sen duymuyorsun sevgilim – Halim Yazıcı

    Hız… Deli koşusu hayatın. Durmadan bir yere yetişme, hedefi ele geçirme hırs ve çılgınlığın önlenemez bataklığı… Üstelik güç gibi ezici ve bir o kadar da tehlikeli iradeyi içinde barındıran körlük ve kötülük halimiz.  Hız… Hedefe, hangi engel karşısında olursa olsun ulaşma çabasının, zaman içinde başımızı döndürüp, kazanmaya odaklanarak körlüğe ve kötülüğe dönüşmesi hali. Hırs denen […] Yazıyı Oku

  • Hatırlıyorum – Sonat Yurtçu

    Öldü. Dün gibi hatırlarım, çeşitli hatalarda yer edinirdi kendine, çok bir şey istemezdi. Herkes gibi yaşamayı arzulardı genelde, bense herkes olmamak için bir şey yapmadım. Geçmişten gelenlerin ayak izlerini izledim. Bastıkları toprağa bastım, uyudukları yatakların yorganlarının üstünde soğuğu hissettim. Camlardan baktıkları iskelelere onların gözleriyle ve üzüntüleriyle baktım. Gördükleri rüyaları düşündüm. Kompartımandan garlara, dağların üzerinden gökyüzüne, […] Yazıyı Oku

  • Mamoste – Ali Kıvrak

    Her hafta sonu elimde olta gün doğmadan yine yola vuruyorum kendimi. Yokuş aşağı sırtımı Tarabya Bayırı’na verip sahile doğru iniyorum… Kıyıdan, Büyük Tarabya Oteli’nin önüne geliyorum.  Rüzgâr yüzümü şöyle bir yalayıp geçiyor, bir çocuğun başını okşar gibi saçlarımı karıştırıyor ve ‘hoş geldin’ diyor. Alargadaki teknelere el sallıyorum, rast gele diyorum.  Karadeniz istikametine dümen kıranlara, sıcak […] Yazıyı Oku

  • Alsancak Öğretisi – Hüseyin Peker

    1- Torba Konak meydanında taşlar öğretti sanki bana. Denize toprak döşüyorlardı. Üst üste taşları kırarak. Ben de onların üstünde oturuyordum. Adının Nusret olduğunu sonradan öğrendiğim biri geldi yanımdan geçti, dur dedim. Bira ikram etmiş de olabilirdim. Gözleri çakırdı. Denizle eş bakıyordu, içi oyuk bir bakış. Birayı içti, sonrası öğretti. ‘Eline bir torba alırsın’ dedi,‘evden, sonra da böyle bira […] Yazıyı Oku

  • Parçalar ve Bütünlükler – Chaotica

    Telefonun tuhaf melodisi çalmaya başladığında yeşillikleri sardığım çarşafın zıvanasını, külahın götündeki dar deliğe sokmaya çalışıyor bir yandan da masanın üstünde yakın gözlüğümü bulmaya çalışıyordum. Masanın üstünde bir kayıştan diğer kayışa uzanmış yatarken on iki sıfır yediyi gösteren kol saatini yere düşürmeye çalışan Ankara kedim Sinyor Ricardo Behzo’ya göz ucuyla baktım. Sonra da telefon ekranına… Simge… […] Yazıyı Oku

  • Radyo – Aykut Akgül

    Yine radyoda haber ajansını arıyordu dedem ve radyonun sesi kısıktı. Nedense o radyonun sesi hep kısık olurdu. Bu yüzden haberleri kulağını radyoya dayayıp öyle dinlerdi, sanki radyo dinlemiyor da telefonla konuştuğu birini dinliyordu. Bir de sürekli her şarkısına mırıldanarak eşlik ettiği bir radyo istasyonu vardı… Yazıyı Oku