menu Menu

Zülfü Livaneli: Biz hikâye anlatan ve hikâye dinleyen bir yaratığız.

Öncelikle Kaos Çocuk Parkı adına bir mücadele alanı olarak sanat ve edebiyata dair önemli bir yol haritası olacağını düşündüğüm bu söyleşi için çok teşekkür ederim. -Belki klişe bir soru olacak ancak sizin düşüncenizi merak ediyoruz. Sanatçının ve/veya edebiyatçının çağımızda ne gibi bir sorumluluğu var? İlk sorumluluk umutsuzluk aşılamamaktır… Bu durum, her gelen hastaya “Sen artık […]

Okumaya devam et


Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler*

Wetzlar Alman Yüksek Mahkemesinde avukat asistanı olarak görev yapan ve henüz yazarlık serüveninin başında olan genç bir Alman yazar, Charlotte Buff adındaki nişanlı bir kadına umutsuzca âşık olmuştur. Bu umutsuz aşkına karşılık alamaması bir yana, âşık olduğu kadının nişanlısıyla evliliğe giden sürecini acıyla izlemektedir. Aynı günlerde Wetzlar’de bir elçilikte çalışan ve yakın arkadaşı olan Karl […]

Okumaya devam et


Devrimci Sempatizan Küçük İskender

“Bir de başka türden bir sanat eseri vardır ki, özünde saldırgan ve ateşlidir… sanat eseri devrime hizmet edemez, ayrıca benim fikrimce her tür değeri ve otoriteyi reddeder.  Devrimin görevi kendi karşıtlarını cesaretlendirmektir, yani sanat eserlerini.”                                                                        Jean Genet (Aktaran: F.Lentricchia & J. McAuliffe, Katiller, Sanatçılar ve Teröristler, çeviri: Barış Yıldırım, Ayrıntı,2004) “küçük İskender’in diğer […]

Okumaya devam et


Satürn tipi sanatın tek lokmalık çocukları

“Gün gelecek, herkes bacaksız bedenlerle yerlerde ateşten duvarlara tutunmaya çalışarak sürünecek.” Daniil Harms             Goya’nın “Çocuklarını Yiyen Satürn (Saturno devorando a un hijo)” adlı resminin (“tablosunun” demiyorum çünkü resim, ressamın ölümünden sonra tuvale aktarılmıştır) sanat dünyasındaki ünü malûmdur. “Satürn” olarak adlandırılansa bildiğimiz güçlü titan Kronos’tur. Çocuklarını, yerine geçecekleri korkusuyla doğar doğmaz çiğ çiğ yiyen bu […]

Okumaya devam et


Geleceğin kusursuz ayak izini aramak

Önceden beri sanatçının/edebiyatçının çantasında -plânını yapıp yapmadığı belirsiz- bir ufuk çizgisi gizlidir. Kimi kuramcılar bunu doğal bir açılım olarak görür, kimi kuramcılar da görmezden gelirler. Tek tek şair/edebiyatçı/sanatçı bireylerin yarattığı bu ufuk çizgisi zamanla ortak bir eksene evrilir. İşte o ortak eksen, tartışmanın tam da odağını oluşturur: Gerçekte bir devrimci sanat var mıdır? Sınırları bireyin […]

Okumaya devam et


İnsansız şiir olur mu?

Türker Alkan‘ın “Şiirsiz devrim olur mu?” adlı yazısının at­lanmaması gerekiyor. (1) Çünkü bir köşe yazısıdır, bir edebi fık­radır sözleriyle geçiştirilemeyecek nitelikte. Ayrıca ‘türünün’ dı­şına taştığı da önemsenmeli. Günlük, geçici bir olguya ilişkin kişisel görüşler değil Türker Alkan’ın söyledikleri. En azından, sadece bunlar değil. Bilimsel araştırmaları gereksinen bir ‘so­run’ irdelenmek isteniyor. Ekonomik, politik, psikolojik, kültürel boyutları […]

Okumaya devam et



Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

keyboard_arrow_up